En son konular
» dojinshi biz hentai dojinshi hentai
04.08.11 14:59 tarafından Misafir

» No Prescriptiopn Drugs
03.08.11 19:21 tarafından Misafir

» ïğè÷åñêè äëÿ äåòåé ôîòî ñòğèæêè
02.08.11 19:01 tarafından Misafir

» Laptop Brands
02.08.11 12:54 tarafından Misafir

» Wellnigh as chintzy as warez
02.08.11 4:13 tarafından Misafir

» alexa backlink backlink services
01.08.11 17:07 tarafından Misafir

» Louis Vuitton
01.08.11 0:46 tarafından Misafir

» add fans facebook xh
31.07.11 21:14 tarafından Misafir

» buy targeted facebook fans f6
31.07.11 15:45 tarafından Misafir

» State Department Drug Trafficking
31.07.11 14:40 tarafından Misafir

» Efektowne pozycjonowanie stron
31.07.11 1:59 tarafından Misafir

» Guarantee
30.07.11 22:26 tarafından Misafir

» ïğîãğàììû íàâèãàöèè
29.07.11 13:29 tarafından Misafir

» x-Hack hack you
29.07.11 7:47 tarafından Misafir

» Statistics Drug Trafficking In Canada
28.07.11 10:03 tarafından Misafir

» KAVAKALANLI ÜNİVERSİTE ÖGRENCİLERİ
27.06.10 13:29 tarafından Aytekin Yılmaz

» ZEYNEL ÖZÖNAL
20.07.09 7:53 tarafından Admin

» Üniversite ve İngilizce Kursu Almak isteyenler Dikkat
08.07.09 13:15 tarafından Admin

» Kavakalan Şenliği
20.06.09 12:25 tarafından Admin

» II. Ortaköylüleri buluşturma etkinliği davetiyesi‏
24.05.09 9:10 tarafından Admin

» II. Ortaköylüleri buluşturma etkinliği davetiyesi‏
24.05.09 8:58 tarafından Admin

» RUMUZ İCİN BASKA BİR ANLATIM
23.04.09 15:43 tarafından Admin

» SEVGİLİ KÖYLÜLERİM
13.04.09 15:00 tarafından sezgin sezer

» UYKU BOZUKLUGU
13.04.09 13:56 tarafından Admin

» Bel agrısı ve Fıtık
13.04.09 13:33 tarafından Admin

» Dj likte İlk adım
12.04.09 16:22 tarafından Admin

» FLATCAST NİK ALMAK
12.04.09 16:19 tarafından Admin

» okuyun
09.04.09 12:58 tarafından Admin

» Hüseyin GÜLŞEN
09.04.09 12:49 tarafından Misafir

» ÜLKELERE ÖZGÜ RESİMLER
08.03.09 16:01 tarafından insanısev


Amatör Şiirler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Amatör Şiirler

Mesaj tarafından Admin Bir 07.08.08 14:54

ADAM GİBİ

Coşar gibi vurmalı sazın tellerine,
Kıvrak bir ezgi gibi yaşamalı.
Zorlu çıkışlardan, alçak inişlere
Su gibi kolayca kaymalı.
Yaşayacaksa insan,
Adam gibi yaşamalı!

Kızıl bir ateş vermeli yüreğe,
Küllerden, büyük yangını körüklemeli.
Yıllarca eskiden, bugün yeniden
Yasak ve umutsuz bir aşka düşmeli.
Sevecekse insan,
Adam gibi sevmeli!

Açlığı bastırırcasına yutmalı erdemleri.
Zengin sofralara, teklifsizce oturmalı.
İçi boş dünyanın, nimeti bol cebine,
Yankesici ellerin ustalığında dalmalı.
Doyacaksa insan,
Adam gibi doymalı!

Hasta kafadan çıkmış bozuk yargılara
Anksiyetesi yüksek övgüler dökmeli.
Depresyondan, şizofreniye kadar;
Bir nevrozdan, bir nevroza sürüklenmeli.
Delirecekse insan,
Adam gibi delirmeli!

Ağdalı küfürler basmalı kolonlara,
Kulak zarlarında, insanlık patlamalı.
Detone olmadan, en üst perdeden,
Cesaret yüklü tümcelerce haykırmalı.
Bağıracaksa insan,
Adam gibi bağırmalı!

Ph�ı yüksek arterlere inat,
Zehir, zemberek ve zıkkım içmeli.
Soğuk tepelerden, sıcak diplere
Kayıtsız ve şartsız düşmeli.
Ölecekse insan,
Adam gibi ölmeli!

BİR GÜNE

Ellerim üşüyor,
Dar sokaklarında yalnızlığımın.
İnce bir kan sızıyor,
Kimsesizliğimin aykırı cümlelerinden,
Kalemimden hüzün düşüyor.

Söyleyemediklerim dökülüyor,
Sökülmüş yerinden, yürek ceplerimin.
Fikirler, bir sancıyla bükülüyor,
Öl yada doğ ikilemciliğinden.
Penceremden gün düşüyor.

Çocukluğum ağlıyor,
Arabesk örüntülerinde yaşamışlığımın.
Acı bir ağıt yükseliyor,
Mezarlardaki sevgili ölmüşlerimden.
Takvimimden dün düşüyor.

Hayat gülümsüyor,
Belli belirsiz yansımasında, kırık aynalarımın.
Dudaklarım bir yemin içiyor,
Kaybetmişliklerin kazançları üzerinden.
Ömrümden bir gün düşüyor.



PEKİ NE OLACAK ŞİMDİ?

Ben yaşamadım mı sanki. Yaşadım yaşamasaydım bu kadar nefret eder miydim hayattan, bu kadar gerçek olur muydu acılar benim için? Neden insan her şeyi varken kimsesiz hisseder? Kendini anlamak zor mu gelmeliydi? Bir kere daha geçmişte gözlerim bir kere daha silmek istediklerimde. Önce kalbim çarpmıştı hatırlıyorum.� Nefesim uçmuş muydun sen? Yerine gelmelisin. Biraz oturaklı olmalısın annesin sen artık� yeni bir dünyaya girmiştim ben de yavrumla. O doğarkenki acılar yoktu. Doğmuştu ve her sıkıntı bitmişti işte. Hayatta başka hiçbir üzüntüye de yer kalmamıştı kollarıma aldığımda. Kalbimi sarsın diye sıkıca bastırmak istedim ama bağrıma basarsam incinirdi. Kocam sevdiğim adam keşke orada olabilseydin. En minik hallerini sen de görebilseydin. Ama sen ben senin yanımda olmanı isterken sen bebeğimi benden almayı nasıl seçtin? Niye yaptın bunu? Sevgimin karşılığı çocuğumu sadece bir gün görebilmek mi olmalıydı? Sebeplerini bari bıraksaydın bana. Aslında bebeğim kalsaydı yanımda sen gitseydin sebeplerini alıp sensizliğini bıraksaydın daha mutlu yaşardım. Hayata daha fazla tutunabilirdim. Böyle pencerelerde umudu beklemezdim. Hala anlamadığım bir oyunun içine düştüm. Bak bir ayda bitirdin ömrümü, bir aydır burada hayat yok. Kimsesizce duruyorum. Annem, babam... Onlar olmasalar senin sinsice açtığın kuyuda boğulacaktım. Hala hıçkırıyorum. Gözyaşlarım dondu ama ağlayamıyorum bile. Yatağı hazırlıyorum şimdi yatmam lazım ama nasıl? Bir aydır uyumak o kadar zor ki. Rüyalar bir girdapla kabusa sürükleniyor. Hayat ilk defa bu kadar süründürdü beni. Ne olur gözlerimi açtığımda her şeyin uzun bir kabus olduğun söyle bana.
Uyandım ama ne sen varsın yanımda ne de bu bir kabus diyişin. Her şeye rağmen gelsen şimdi, affederim seni. Ama gelmiyorsun. Polisten haber yok geriye bir tek silahını alıp gitmek, her yerde sana ait bir iz aramak kaldı. Peşinden gitmek zor. Sana ait hiçbir şey yok. Zaten gizemdin benim için, ben en çok kendini saklamanı sevmiştim. Ama keşke seninle ilgili her şeyi bilseydim. Arkadaşlarına, evet arkadaşlarına gitmeliyim. Belki seni bulabilirim.
Seni kimse görmemiş garip aslında. Ne için bırakabilirsin ki bütün hayatını? Her şeyini bırakıp öylece gitmişsin. Bilinmediğin yerlerdesin. Bu o kadar garip ki. Beklemek olmaz böyle seni ve bebeğimi istiyorum.
Değerinin bilinmesini isterdin, sevdiklerine değer verirdin. İkimizi imkansız aşkın kahramanları ilan etmiştin bu denize. Ufkumuzu genişletelim derdin. O zaman okyanus berrağında yan yana duran iki inci olduğumuzu göreceğimizi söylerdin. Karanlık bir yerde parıldayan ama dışarısında koca bir dünya olan iki inci� bu denizin önünde, tam bastığım yerde gözlerimi kapattırıp hayal ettirirdin o masal gibi okyanusu. Ben seni burada iki incinin yan yana durması kadar zor kazandığımı ve ellerini hiç bırakmak istemediğimi o kadar iyi anlardım ki� Gözlerim denize daldı işte. Gözlerim denizde, bunca şeyden sonra bile seni aramaktan vazgeçememiş. Ama sen yoksun. Bütün kirliliğiyle, çöpüyle şehir orda ama sen yoksun. ucu yakılmış ve bir sevdalıya bırakılır gibi cam bir şişeyle bu sahile asılmış bir mektup bile var. Ne yazıyor acaba o mektupta. Oradakiler de yalan mı sözlerin gibi. Yırtacağım o mektubu kimse aşk yarası almamalı, aldanmamalı. Ama bu bu bu senin yazın. Bana yazmışsın.
� Tehlikedeyim. Beni kaçırıyorlar. İki ay sonra öldüreceklermiş. Son olarak burada 10 dk durmayı yalnız kalmayı istedim. Son bir kez buranın resmini çizmeliyim dedim. Bebeğimizi de almak istiyorlar. Senin çizdiğin resmi vermek zorundayım onlara yoksa bu mektubu yazamam sana vakit dar. Benim bir cinayetin suçunu üstlenmemi istiyorlar. Direnirsem bebeğimizi alacaklarmış. Onu bırakma duman gözlüm. Sakın bırakma. Ben bu suçu üstlenirsem ardından öldürecekler beni. Ben ölürsem sizi koruyamam. Nereye gittiğimi bilmiyorum ama şehrin dışında bir çiftliğin yakınlarında eski bir fabrika olduğunu adamlar konuşurken duydum. Beni ancak sen bulursun duman gözlüm bebeğimize ve kendine iyi bak.�
İnanamıyorum. Bana son defa mektup yazmışsın. Seni bulmak için elimden ne gelirse yapacağım duman gözlüm. Senin hakkında tüm düşündüklerim için beni affet. Gidiyorum şimdi bu sahilden. Seninle birçok kez daha yine bu sahile gelmek için ayrılıyorum.
İnternetten bu binayı bulabildim. Acaba içeride misiniz kocam ve minik bebeğim? Sizleri çok özledim. Burası ne kadar garip bir yer. Çok loş koridorlardan geçiyorum. Şaşırtıcı olan bu değil aslında. Ben buraya girerken saklanmak zorunda kalacağımı engellenmeye çalışılacağımı düşünmüştüm. Etrafta kimse yok. Birini kaçırmışsalar kapıyı sonuna kadar açıp yok olurlar mı ortadan? Yoksa yanlış yere mi geldim? Ama bu bebeğim işte orda duruyor. Canım yavrum, kokunu ne kadar da özlemişim. Sana koşarken dizlerim öyle titredi ki. İyi de kocam nerde, nerdesin duman gözlüm söylesene. Allah�ım neler oluyor burada ben bunu nasıl düşünemedim. Demek her şey tuzakmış.
-Beni niye kandırdın duman gözlüm. Geldim, sadece sen ve bebeğimiz için geldim. Bu insanları karşımda görmek için değil. Köşeye sıkıştırabileceğini hiç düşünmemiştim. Eski mevzuları kapattığını söylemiştin. Her şeyi unuttum demiştin. Ne ailenin zulmünü ne de bizi kabul etmemeleri önemli değil demiştin. Bir daha düşünülmeyecekti sana olanlar. Babamın yaptıkları, annenin ölmesi benim suçum muydu duman gözlüm? Sen de beni yakıyorsun şimdi? Öldürecek misin? Hayır, olmaz. Yaklaşma bize yaklaşmaaaa!!!
Koşuyorum ama nereye kadar. Bebeğim ben senden nasıl vazgeçerim? Baban bize zarar vermek istiyor gitmeliyim, gitmeliyiz. Beni ilerde suçlama bebeğim. İzimizi kaybettirip sonra da burayı terk etmeliyim. Seni babasız bırakmak istemezdim. Affet beni canım. Her şey birbirine girdi. Peki ne olacak




ÖBÜR DÜNYA

Ölümüm, ani ve erken oldu. Henüz 35 yaşındaydım ve hazırlıksızdım.
Aşağıya baktım. Doktor, kan-ter içinde şok üstüne şok uygularken, �Geri dön, lütfen geri dön� diye sayıklıyordu. Dönmeyeceğimi biliyordum; öldüğümü de� Üzüldüm onun adına. Gereksiz bir efor kaybı.
Sevdiklerimi göremedim. Çocuklarım, eşim, annem, babam� Dışarıda olmalılar. Doktor, bu acı sahneye tanıklık etmelerini istememiştir. Ama ben, görsünler isterdim. Asılı olduğum yerden, sevgimi boca etmeliydim üzerlerine. Ne iyi olurdu aslında. Bunu yapabilir miydim; bilmiyorum. Yine de, deneme şansım olsaydı keşke. Sonuçta insan, sadece bir kez ölüyor.
Ölüm? Evet ya, ciddi ciddi ölmüştüm ben. Birden aklıma, ölürken kelime-i şahadet getirmediğim geldi. Sonra, en son ne zaman gusletmiştim ben? Yoksa abdestsiz miydim? Dinsiz, imansız mı gidiyordum öbür dünyaya? Hay, kör şeytan!
Dünyadan son izlenimim, doktorun elleriyle gözlerimi kapatışı oldu. Sonrası karanlık bir tünel. Zifirî karanlık� Yürümüyor ya da koşmuyordum. Uçuyordum ben! Oldum olası, adrenalini yüksek aktivitelere ilgi duymuşumdur. Ama yapmaya, hiç şansım olmamıştı. Nasip bugüneymiş. Tavan yapmış bir adrenalinle ürkütücü, heyecanlı ama zevkli bir yolculuktaydım.
Aniden, çılgın bir ışık huzmesiyle karşılaştım. Kör eden bir aydınlık! Yolculuk bitmiş olmalı. Ellerimi gözlerime siper edip, etrafı görmeye çalışırken; �Keşke yanıma, geniş siperlikli bir şapka alsaydım� diye iç geçirdim. Saçmalık elbette. Ölüm insana, neler düşündürüyor?
Mümkün olduğunca kibar ve yumuşak bir sesle; �Merhaba! Kerim ben� diyerek elimi uzattım. İki kişiydiler ve elimi sıkmadılar. Garip bir üniforma giymişlerdi: Kırmızı. Konuşmadılar da� Sanırım Türkçe bilmiyorlardı ya da görev başında konuşmaları yasaktı. Ciddi, ağır ve cüsseli adamlardı. Ya bir de, İngilizce olarak mı tanıtsam kendimi? Ne de olsa, evrensel bir dil.
Biri sağımdan, diğeri solumdan kaptıkları gibi götürdüler beni. Kaydım yapılıyor ve bilgilerim doğrulanıyordu. Ama işlem sırasında, bana tek soru sorulmuyordu. Görevlinin gözbebeklerinde, gözlerimin yansımasını gördüm bir ara. Gözlerimin önünden, tıpkı bir monitör gibi, yazılı olarak bilgilerim geçiyordu. Şu öbür dünya teknolojisi, ne de ilginç! Görevli, bir elindeki fotoğrafa, bir de bana bakarak karşılaştırma yaptı. Hata yoktu; doğru insanın canı alınmıştı. Sonra, parmağıyla yan masayı gösterdi.
O, diğerlerinden farklıydı. Başında bir şey vardı. Bunun ne olduğunu biliyorum ben. Dilimin ucunda ya� Hah, hâle! Başında hâlesi olan biri, mutlaka iyidir. Cesurca dikildim karşısına.
�Otur� dedi.
Aaa, konuşuyordu! Hem de Türkçe!
�Otur� dedi tekrar. �Yorulmuş olmalısın.�
�Yorulmadım hiç� dedim. �Uçarak geldim.�
�Hep böyle derler� dedi ve gülümsedi. �Birazdan görürsün sen yorgunluğu!�
Ne demek şimdi bu? Hâlesi olan biri, aba altından çomak gösterir mi? Oysa, ne kadar sevmiştim onu!
�Yatırımların?�
�İki ev. Söylemesi ayıp, biri yazlık. 2005 model Passat marka bir otomobil, ha bir de borsada bir miktar para.�
�Onu sormadım. Bu dünya için yatırımların?�
Kazık soru! Ömrüm sınavlarla geçti. Türk sınav sisteminin, en zor sorularıyla baş ettim ben. Gel gelelim, buna verecek cevabım yok. Klasik, mahcup ve mazeret üretici öğrenci edâsı takınarak;
�Vallahi, tabii ki yatırım yapmayı planlıyordum. Ama bu kadar erken öleceğimi nerden bilebilirdim? Daha emekli olacaktım. Namaza duracak, oruç tutacak ve hacca gidecektim. Zaman kıtlığı işte. Çalışıp, çoluk çocuğun nafakasını çıkaracağım diye, ibadete vaktim olmadı ki! Hem, İstanbul�da yaşadım ben. Bir gün su varsa, on gün yok. Nasıl abdest alacaksın? Her yer bina. Teyennüm edecek toprak bile yok. Elektrik kesintileri de cabası. Ezanı duymazsın ki, oruç açasın.�
�Su da, elektrikte senin gibiler yüzünden yok. Dünya âhir zamanda, kâfirler!� diye kükredi.
Kekeledim, kem küm ettim.
�Kes!� dedi. �Yanacaksın, tıpkı diğer ölenler gibi!�
�Ne yani, ölenlerin hepsi cehennemde mi? Cennette kimse yok mu?�
�Ne cenneti oğlum? Biz cenneti tedavülden kaldıralı bin yıl oluyor. Silah icat edildi, insanlık bozuldu. Kendi neslinizi, kendi ellerinizle tüketiyorsunuz. Oysa, Tanrı sizleri suretinden yaratmıştı. O�na ihanet ettiniz!�
�İyi ama� dedim, sesim titreyerek. �Sabahtan akşama kadar ibadet eden, onca insana ne oldu?�
�En iyisi, Hacı Hüsam Efendi�ydi. Bakkaldı kendisi. Pirincin taşını bile ayıklardı ağırlık yapmasın, haram geçmesin diye.�
�Nerde şimdi?�
�O da yandı!�
�İyi ama, neden?�
�Tarikata girdi. Bir gün ayin sırasında �ki kafa sallayarak, hu çekiyorlardı- başını yanlış yöne savurunca, yandakinin kafasına çarptı. Beyin kanaması. Kayıtlara, intihar olarak geçti. Kendi canına kıymak, en büyük günahtır.�
�Peki ya, onca iyiliğin, onca ibadetin hiç mi hatırı yok?�
�Bak, genç adam! İnsan, önce aklıyla, sonra yüreğiyle ve en sonra da vücuduyla ibadet eder. Bu üçünden biri olmazsa, ibadette ibadet olmaz. O, aklıyla ibadet etmedi. Tanrı�ya yakın olmak için, tarikata gerek yoktur. En doğru yol, akıl ve yüreğin gösterdiği yoldur.�
Cehenneme doğru yürürken, hâleli adamın söylediklerini düşündüm. Haklıydı. Bir daha dünyaya gelirsem (Acaba tekrar dünyaya gelecek miydim? Niye sormadım ki bunu?) ve ölüm sonrasını hatırlarsam (Acaba hatırlar mıyım? Bunu da sormalıydım.) aklım, yüreğim ve vücudumla ibadet edeceğim.
Reenkarnasyon var mı? Geri dönüp sorsam mı? Neden ıslağım ben? Burası ne kokuyor? Bağıran kim?
�Utanmıyor musun, 35 yaşında adam, yatağına işemeye? Rezillik! Kalkta, yatağı temizleyeyim.�
Karım? İyi ama, ölmedim mi ben? Yani?... Hey, yaşıyorum! Seni seviyorum, başı hâleli adam! Söylediklerini, asla unutmayacağım!
Banyoya doğru giderken karımın;
�Yatağına işediği için mutlu olanı da, ilk kez görüyorum� dediğini duydum.
kaynak : edebiyatdünyası.com
avatar
Admin

Mesaj Sayısı : 428
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 06/04/07

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz